LEV TOLSTOY
LEV TOLSTOY
LEV TOLSTOY



Lev Nikolayeviç Tolstoy, 1828 yılında Rusya’nın Tula Şehri’nde, ailesine ait geniş bir arazi olan Yasnaya Polyana’da ailenin en küçük erkek çocuğu olarak dünyaya gelir. Tolstoylar, Rusya’nın en köklü ailelerindendir. Lev Tolstoy, öğrenim hayatına evde Alman ve Fransız hocaların gözetiminde başlar. Anne ve babaları öldükten sonra kardeşleriyle birlikte Kazan’daki halalarının yanına verilirler. 
1843’te Kazan Üniversitesi’nin Doğu Dilleri programına kaydolur ancak notlarının kötü olması nedeniyle 1847’de öğrenimini yarıda bırakıp ailesinin topraklarına döner. Çiftçi olma ve köylülere öncülük etme isteğini, sık sık Moskova’ya ve Tula’ya yaptığı ziyaretler nedeniyle hayata geçiremez. Fakat bu dönemde sebatla günlük tutmaya başlar ve yaşamı boyunca sürdürdüğü bu alışkanlık, yazın hayatının da temelini oluşturur. 
Bir süre sonra, orduya katılan kardeşinin teşvikleriyle askere yazılır. Askerlik hayatının ilk bölümünde, otobiyografik bir roman olan Çocukluğum’u tamamlayıp romanın taslağını bir yayıncıya gönderir ve ilk eseri olan bu roman, 1852’de basılır. Bu eser, ilerleyen yıllarda İlk Gençlik (1854) ve Gençlik (1856) ile tamamlayacağı otobiyografik üçlemesinin ilk kitabı olacaktır.
Ardından Kafkasya’da, bir askerî karakolda görev yaptığı sırada Kazaklar adlı eserini kaleme almaya başlar ancak romanı 1862’ye kadar tamamlayamaz. Kırım Savaşı’na katıldığı yıllarda bile günlük tutma alışkanlığını terk etmeyen Tolstoy, o dönemde İlk Gençlik’i de tamamlamayı başarır. 
Savaş bittikten sonra ordudan ayrılır ve yeni yetme hâliyle St. Petersburg’taki edebiyat çevresinde büyük ilgi görür. Ancak kendini herhangi bir entelektüel düşünce ekolüne bağlamayı reddedip anarşist olduğunu dile getirir ve Paris’e gider. Burada otobiyografik üçlemesinin son kitabı Gençlik’i tamamlamasının dışında bir de dünyaya bakışını değiştiren, halka açık bir infaza tanık olur ve bir arkadaşına yazdığı mektupta içini şu sözlerle döker: ‘Esasen devlet, yalnızca kendi çıkarları değil hepsinden önce, vatandaşlarını doğru yoldan saptırma üzerine kurulu bir düzendir. Bu yüzden benim, hiçbir yerde hiçbir yönetime hizmet etmemem gerekir.’ 
1860 yılında bir Avrupa seyahatine daha çıkar ve bu yolculuk, hem politik hem de edebî yaşamına yön verir. İlk olarak Victor Hugo’yla tanışır ve o sıralarda henüz basılmış olan Sefiller’i okuyup oldukça etkilenir. Eserde anlatılanların, Rus köylülerinin yaşamını yansıttığını düşünür. Bu etki, daha sonraları kaleme aldığı kült romanı Savaş ve Barış’ta sezilmektedir. 
Yine aynı seyahat sırasında tanıştığı, kendini anarşist olarak tanımlayan ilk düşünür olan Pierre Joseph Proudhon’un yönetim ve eğitim sistemi hakkındaki görüşlerini dinler. Bu sohbet, o dönemde Rus köylü çocukların eğitim konusunda diğer çocuklarla eşit fırsatlardan yararlanamamasından rahatsızlık duyan Tolstoy’a ilham verir.
Memleketine döndüğünde hayattaki asıl amacının eğitim olması gerektiğine karar vererek ailesinden kalma arazisinde Rus köylü çocukları için bir okul kurar ve ‘Eğitimin Tanımı ve Süreçleri’ de dâhil olmak üzere on iki fasiküllük pedagojik bir makale dizisi yayımlayarak kendi eğitim sisteminin sınırlarını belirler. 
1862’de bir saray doktorunun kızı olan Sofya Bers’le evlenir. Evliliklerinden kısa süre önce Tolstoy, hayatı konusunda daha ayrıntılı bilgi edinmesi için Sofya’ya, içerisinde bütün kötü alışkanlıklarının ve çiftliğindeki bir hizmetliyle yaşadığı uzun süreli ilişkiyle ondan doğan çocuğu da dâhil olmak üzere her şeyin yazılı olduğu günlüklerini verir. Başlangıçta bu, Sofya için bir sorun teşkil etmemiş gibi görünür ve birlikte geçirdikleri ilk on beş yıllık zaman dilimi, ikisi için de huzur doludur. Tolstoy, yazarlık kariyerinin en önemli romanlarından Savaş ve Barış ile Anna Karenina’yı, kendisinin redaktörlüğünü, muhasebeciliğini ve sekreterliğini yapan eşi Sofya’nın destekleriyle tamamlar. Çiftin on iki çocukları olur ancak yalnızca sekizi yaşama tutunabilmiştir. Onlar sayesinde mutlu bir aile hayatı sürseler de evliliklerinin ilerleyen dönemlerinde Sofya’nın içinde bir huzursuzluk peyda olacak ve Tolstoy’un giderek daha da radikalleşen ruhani ve felsefi görüşlerinin de etkisiyle evlilikleri bitme noktasına gelecektir. Öyle ki Tolstoy’un son dönem eserlerine, eşiyle olan sorunlarının da etkisiyle çok daha karamsar bir hava hâkim olacaktır. 
Sofya’yla evliliklerinin ilk yıllarında aile hayatındaki mutluluk ve günlük yaşam uğraşlarıyla içinde yaşadığı büyük buhranı ve spritüal dönüşümü unutsa da hayatının ilk dönemlerinden beri sürekli bir amaç arayışı içinde olan Tolstoy, gençlik dönemlerinden itibaren gerçeği, hayatın anlamını, sanatın esas amacını, insanın var oluş nedenini sorgulamıştır. Kafasındaki soruların yanıtını bulmak adına ilk başvurduğu yer, doğumundan beri bağlı olduğu Rus Ortodoks Kilisesi’dir. Ancak aradığı yanıtları burada bulamayınca başka kişilere ve alanlara yönelir. Daha derinlere indikçe hiçbir inancı benimseyemeyen Tolstoy, nihayetinde kendini bir ruhani lider ilan eder ve kendi inancını kendisi yaratmaya başlar. Geleneklere uymayan bu spritüal inançları benimsemiş olması nedeniyle Rus Ortodoks Kilisesi tarafından aforoz edilir ve hatta bir süre peşine gizli polis bile takılır. Kendi görüşlerini kaleme alıp insanlarla paylaşmaya başladıkça daha da radikalleşir. Öyle ki ailesinden miras kalan ve kendi kazancı olan ne kadar mal varlığı varsa köylülere dağıtmaya kalkar. Sofya buna karşı çıkar ancak Tolstoy sonunda, istemeye istemeye de olsa eserlerinin telif haklarını ve yayın gelirlerini eşine bırakıp onun hayatını garanti altına almasını sağlar. 
1880 ve 1890 yılları arasında, yine ahlakî ve gerçekçi eserler çıkar kaleminden. En başarılı son dönem eserleri İvan İlyiç’in Ölümü ve üçüncü uzun romanı Diriliş’te, yaşamının son yıllarında geçirdiği buhranın belirtileri gözlemlenebilir. Yine aynı dönemde yayımlanan İtiraflarım adlı yapıtında inanç, hayatın anlamı ve insanın hayata geliş amacı konularındaki görüşlerini açıklıkla paylaşır. Hatta yapıtında öne sürdüğü ‘şeytana karşı pasif direniş’ fikirleri, Mahatma Gandi’ye ilham olmuştur. Her ne kadar hayatının son yıllarında uluslararası ününün meyvelerini topluyor olsa da aile içi gerginlikler ve ruhani inançları arasında bocalar. Eşi, Tolstoy’un inançlarını reddedip yermekle kalmaz; aynı zamanda dünyanın dört bir yanından gelen müritlerine de engel olmaya çalışır. Evliliklerindeki sorunlar artık gazete sayfalarına dahi yansımaya başlamıştır. Sonunda Sofya’nın paranoyaları öyle bir hâl alır ki Tolstoy, Ekim 1910’da ailede onun öğretilerine saygı duyan tek kişiyi, kızı Alexandra’yı da yanına alıp sırf eşinden kaçmak için kutsal yolculuğa çıkmaya karar verir. Ancak çok geçmeden böyle bir yolculuğun yaşlı yazar için uygun olmadığı anlaşılır ve 20 Kasım 1910’da Astapovo Tren Garı’nda hayatını kaybeder. 
Tolstoy’un yaşamında eserlerini de etkileyen iki dönem vardır: Dönüşümden öncesi ve sonrası. Ancak her iki dönemde de aradığı tek bir şey vardır: İnsan varlığının mutlak gerçeği.
İnsan Ne İle Yaşar?’da yer alan kısa öyküler de bu iki dönemin bir özeti niteliğindedir. Her bir öykü Tolstoy’un yaşamından bir kesitin ya da inançlarının izlerini taşır. Üç Soru ve İnsan Ne İle Yaşar? başlıklı öykülerde Tolstoy, kendi yaşamı boyunca yanıtını aradığı soruları ve öğrendiklerini paylaşır okuruyla. İnsanın Ne Kadar Toprağa İhtiyacı Var? ise yaşamının ilerleyen dönemlerinde mal mülk kaygısını içinden bütünüyle atmış ve varını yoğunu köylülere dağıtmış olan yazarın, insanların mülkiyet düşkünlüğünü ele aldığı bir öyküdür. Surat’ın Kahvehanesi öyküsündeyse ruhsal arayışını bütünüyle yansıtıp, bilinen dinleri ve inançları eleştirerek sonunda vardığı noktayı net olarak açıklar. 
 
Dilimize çevrilen eserlerinden bazıları:
 
Romanları ve Öyküleri:
Çocukluğum 
İlk Gençlik 
Gençlik 
Sivastopol 
Savaş ve Barış 
Anna Karenina 
Kazaklar
İvan İlyiç’in Ölümü
Kreutzer Sonat 
Diriliş 
Hacı Murat 
Sergi Baba
Efendi İle Uşağı
Baskın 
İnsan Ne İle Yaşar?
Ateşi Kıvılcımken Söndürmeli 
Balodan Sonra 
Üç Ölüm 
Aile Mutluluğu 
Sevgi Neredeyse Tanrı Oradadır 
Kafkas Tutsağı 
İki Hafif Süvari 
Polikuşka 
Şeytan
 
Anıları: 
İtiraflarım
Canlı Ceset
 
Denemeleri: 
Din Nedir? 
Bilgelik Takvimi
Sanat Nedir?
Tanrı’nın Egemenliği İçimizdedir
 
 
Oyunları: 
Ve Işık Karanlıkta Parlıyor
Karanlığın Gücü
Ceset