STEFAN ZWEIG
STEFAN ZWEIG
STEFAN ZWEIG



Stefan Zweig, 28 Kasım 1881’de Viyana’da doğar. Babası ünlü bir sanayici olan Zweig’ın öğrenim hayatı çok küçük yaşlarda başlar ve ağırlıklı olarak kültür ve dil alanında eğitim alır. 1891-1899 yılları arasında, lise öğrenimi boyunca Almancaya ve Latin dillerine yoğunlaşır. Üniversitede felsefe alanını seçer. 
İlk şiiri Gümüş Teller’i, yazar ve şair Hugo von Hoffmanstahl’la ve eserleriyle tanışmasının ardından kaleme alır ve şiir, 1901 yılında yayımlanır. Ardından çeviri dünyasına atılır, Paul Verlaine ve Baudelaire’in şiirlerini Alman diline kazandırır.
1902’de Yeni Özgür Basın gazetesinin editörü Theodor Herzl’in kanatları altına girer ve gazetede çalışmaya başlar. Daha sonraları Theodor Herzl’i, ‘hayatımda tanıştığım ilk enternasyonel kişilikli insan’ olarak tanımlayacaktır.
Her ne kadar otobiyografisi Dünün Dünyası’nda Avrupacılık ve Enternasyonalizmi benimsediğini dile getirmiş hümanist bir kişilik olsa da I. Dünya Savaşı sırasında, Alman ve Avusturyalı Yahudiler arasında yükselen milliyetçi görüşten etkilenerek savaşa katılır ancak pasif bir rol oynar ve 1917’ye kadar Savaş Bakanlığı arşivinde memur olarak görev yapar. Sonrasında, 1919’a kadar Yeni Özgür Basın’daki görevine devam eder. Aynı yıl Federike von Winternitz ile evlenir.
1920’lerin başlarından itibaren edebiyat dünyasında büyük ölçüde tanınmaya başlar. Yaşamı boyunca pek çok ülkeye seyahat etmiş olan Zweig, 1934’e kadar Salzburg’da yaşamını sürdürür. Herman Hesse, Fritz Von Uruh, James Joyce, Rilke, Rodin gibi pek çok yazar ve sanatçıyla yakın ilişkiler kurar. Ölümünün ardından pek çok Avrupalı yazar, ondan ‘Arkadaşlığın Diğer Adı’ olarak bahsedecektir. 
Ancak edebî hayatını en çok etkileyen kişi, şüphesiz psikanalizmin babası Sigmund Freud’tur. İki ustanın dostluğu, Zweig’ın, kaleme aldığı tiyatro oyunu Thersites’i, incelemesi için Freud’a gönderdiği 1908 senesinde başlar ve Freud’un ölümüne kadar devam eder. 
Freud’a duyduğu hayranlık öylesine büyüktür ki ondan bahsederken, ‘O, çağımızda, insan beyninin işleyişinin bu kadar derinlerine inebilen, zihnimizi bu kadar geniş çaplı olarak inceleyebilen tek insandır,’ der ve Freud’la arasında geçen istisnasız her diyaloğun, hayatında entelektüel anlamda en büyük hazzı aldığı sohbetlerden biri olduğundan bahseder. 
Bu hayranlık karşılıksız değildir. Freud da Zweig’ın eserlerinden her zaman çok etkilenmiş, ondan bahsederken hassasiyetini ve çözümleme yeteneğini övmüştür. 
Freud ve öğretilerinden ne kadar çok etkilendiği, yazdığı eserlerde de kendini gösterir. Yazın hayatı boyunca çoğunlukla, üzerinde psikolojik çözümlemeler yapılabilecek karakterler, travmatik sahneler tasarlamıştır.
Freud’un yaşamının son yıllarında ikisi de Londra’da sürgündedir. Ustayı sık sık ziyaret eden Zweig, 1938’in Temmuz ayında ona hayran bir başka dehayı, Salvador Dali’yi de yanında götürür. Ünlü ressam, Zweig ile sohbet eden Freud’un resmini çizmeye başlar. Ancak daha sonraları Zweig, bu karalamayı Freud’a göstermeye cesaret edemez zira Dali, tuhaf bir biçimde Freud’un yüzünde ölümü görür ve bunu resmeder. Bu tavır, bazı çevrelerce Zweig’ın ölümü hiç yakıştıramadığı üstadının ölümünden korktuğunun bir ifadesi olarak yorumlanır.
Şiirlerinin yanı sıra, 1927’de Almanya’da Karmaşık Duygular, Yürek Çöküntüsü, Tarihsel Baş Minyatür adlı eserleri yayımlanır. Yine aynı yıl, ‘Rilke’ye Veda’ adlı çok ses getiren konuşmasını yapmıştır. 
1933’te Hitler’in yükselişiyle birlikte Nazilerin yaktığı ve yasakladığı kitaplar arasında Zweig’ın eserleri de yer alır. Başlangıçta bu şiddete dirense de en sonunda evi basılıp silah araması yapıldıktan sonra daha fazla dayanamaz ve ülkeyi terk edip Londra’ya yerleşir. 
1937’de ilk eşi Federike’den boşanır ve iki yıl sonra, Portekiz seyahatinde kendisine eşlik eden Lotte Altman’la hayatını birleştirir. 
Bu sırada Hitler’in önlenemez yükselişini kaygıyla izlemeye devam eder. Hayalindeki hümanist ve özgür dünya gittikçe daha fazla yıpranıp parçalanmaya başlar. Aslında, Hitler’in Yahudi düşmanlığının hedefinde olması gereken son yazar Zweig’tır. 1917’de arkadaşı Martin Buber’a yazdığı bir mektupta şu satır dikkat çeker: “Yahudiliğin, yeniden bir milliyete dönüşmesini asla istemedim ben…” 
Kendini her zaman daha yakın gördüğü Avrupa, gittikçe daha da barbarlaşıp güçsüzlere hayatta kalma şansı tanımayan bir dünyaya dönüşürken Zweig, ruhun ait olduğu memleket olarak değerlendirdiği bu kıtaya gittikçe daha da yabancılaşır ve artık kendini yurtsuz hissetmeye başlar. 
1940 yılının Temmuz ayında karısı Lotte’yle birlikte Uruguay, Arjantin ve Brezilya’ya seyahat edip konferanslar verir. Bir yıl sonraysa, Brezilya – Geleceğin Ülkesi adlı kitabı yayımlanır ve kısa süre sonra da eşiyle birlikte Brezilya’nın Petropolis kentine yerleşir. 
1941 yılında, otobiyografisi Dünün Dünyası’nı ve Montaigne’in biyografisini hazırlamaya başlar. Artık Amerika kıtasında yaşıyor olsa da Avrupa’nın içinde bulunduğu durumu ne kabullenebilmiş ne de hazmedebilmiştir. Avrupa’ya dönme ve Hitler’in düşme ihtimaline dair ümitleri iyiden iyiye tükenmeye başlar. Ölümünden önceki son birkaç günde gazete manşetlerinde gördüğü umutsuzluk onu daha da dibe çeker. Ve nihayetinde, 22 Şubat 1942’de eşi Lotte’yle birlikte ilaç alarak intihar ederler. Yazdıkları onlarca veda mektubunun arasında Zweig’ın arkadaşlarına yazdığı mektupta şu ifadeler yer alır: “… Bütün dostlarımı selamlıyorum! Umarım o uzun, karanlık gecenin ardından doğacak günün kızıl şafağını görebilirler. Sabırsızlığına yenilen ben, oraya onlardan önce gidiyorum.” 
Oldukça üretken bir yazar olan Zweig, onlarca roman, öykü, oyun, biyografi ve denemeler kaleme almıştır. Eserlerinin pek çoğu kendi döneminde de yoğun ilgi görür. Kısa öykülerinden onlarcası sinemaya uyarlanır. Bu filmlerin yönetmenleri arasında Roberto Rossellini ve Max Ophuls da vardır. Yakın zamanda (2014) yayınlanan Wes Anderson’ın kült filmi Büyük Budapeşte Oteli de Zweig’ın Acımak adlı eserinden ilham alınarak sinemaya uyarlanmıştır.
 
Dilimize çevrilen eserlerinden bazıları:
Unutulmuş Düşler
Yakıcı Sır
Üç Büyük Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Amok Koşucusu
Karışık Duygular
Yürek Çöküntüsü
Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat 
Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar: Casanova, Stendhal, Tolstoy
Fouche – Bir Politikacının Portresi
Ruh Yoluyla Tedavi
Maria Antoinette
Rotterdamlı Erasmus
Calvin’e Karşı Castellio ya da Köleliğe Karşı Özgür Düşünce
Olağanüstü Bir Gece
Macellan
Acımak
Satranç
Amerigo
Dünün Dünyası